Irak eski Başbakanı Abadi: Kürdistan Bölgesi'nin istediğini elde edememesinde farklı ülkelerin çıkarları var

Irak eski Başbakanı Haydar el-Abadi, 16 Ekim 2017 olaylarında “farklı tarafların çıkarları olduğunu” inkar etmediğini söyledi.

Irak eski Başbakanı Abadi: Kürdistan Bölgesi'nin istediğini elde edememesinde farklı ülkelerin çıkarları var

İran ve Türkiye’deki Kürt toplumunun varlığına dikkati çeken Abadi, “Doğrusu onların bağımsız bir Kürt devletinin kurulması konusundaki korkuları Irak’ınkinden çok daha fazlaydı kaldı ki Irak'ta biz birlikte yaşamayı öğrendik. Biz Irak'taki bu federal ilişkiden korkmuyoruz ama bu devletler korkuyor ve bölgeyle olan derin bağları nedeniyle bunu engellemek için harekete geçtiler. Bunu saklamayacağım, evet Kürdistan Bölgesi'nin istediğini elde etmesinin engellenmesinde İran ve Türkiye'nin çıkarı var” ifadelerini kullandı.

Irak eski Başbakanı ve Nasır Koalisyonu lideri Haydar el-Abadi, 17 Mart günü Bağdat’ta Rûdaw’a verdiği röportajda, Erbil-Bağdat ilişkileri, bütçe ve maaş sorunu, petrol ihracatının durması nedeniyle yaşanan kriz, 16 Ekim 2017’de Irak ordusu ile Heşdi Şabi’nin Kürdistan Bölgesi’ne yönelik saldırıları ve ABD güçlerinin Irak’tan çıkarılması gibi önemli başlıklarda soruları yanıtladı.

İlk olarak Newroz’la iglili görüş ve mesajını paylaşan Abadi, Newroz’un doğada yaşanan değişimle ilgili bir bayram olduğunu, baharın gelişini simgelediğini, İslami ibadetlerin çoğunun da aynı zamanda güneşin ve ayın hareketi gibi doğa olaylarıyla ilgili olduğunu söyledi.

“Sırf etnik kökeni nedeniyle birine karşı çıkıyorsam bu Allah'ın sünnetine karşı savaştığım anlamına gelir”

Dolayısıyla bu bayramın insanlık için bir temeli olduğuna ve bu coğrafyada farklı milletler tarafından kutlandığına dikkati çeken Iraklı siysetçi, “Ama bu bayram doğayla ve insanla ilgili olduğu için önemli görüyorum. İslam dini hakkındaki kitaplarda da izine rastlayabilirsiniz. Elbette bayramlar genel olarak kutlama ve neşe anlamına gelir. Allah'ın insana bağışladığı en büyük lütfu olan güneş ve insanın hayatını idame ettirebilmesi için bel bağladığı mevsimlerin değişikliğidir. Temel olarak insanın insanla ilişkileriyle ilgilidir. Biz tek halk ve tek ülkeyiz ama ırklarımız farklı tıpkı iklimler gibi. Bu farklar bizim avantajımızdır. Yüce Allah, ‘Sizi halklara ve kabilelere ayırdık’ diyor neden? Birbirinizi tanıyın diye. Eğer birine sırf etnik kökeni farklı diye karşı çıkıyorsam, bu Allah'ın sünnetine karşı savaştığım anlamına gelir. Eğer hepimiz birbirimizin kopyası olsaydık yeni ve farklıolanı hiç bilmezdik” ifadelerini kullandı.

Eylül 2014'ten Ekim 2018'e kadar başbakan olarak görev yapan Abadi, Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden önce İngiltere’de yaşadığını, orada çok büyük bir “Irak diasporası” bulunduğunu ve Kürt siyasi liderlerinin çoğu ile dostane ilişkilere sahip olduğunu anlattı.

“Osmanlı ve Safevi çöktükten sonra Kürt milleti gözardı edildi”

“Kürtler bağımsız bir devlet sahibi olmak için gereken tüm koşullara sahip. Ancak şu an bölgesel ve uluslararası politikalar buna engel oluyor. Sizce Kürtlerin bağımsız devlet sahibi olma hakkı var mıdır?” sorusuna Abadi, şu yanıtı verdi:

“Bunun için yaşanan olaylarda dahlimizin olmadığı tarihsel döneme geri dönmeliyiz: Sykes-Picot Anlaşmasına yani. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra İslam dünyasının bölündüğü döneme gitmeliyiz.  Bildiğiniz gibi o dönemde Osmanlı devleti vardı, Safevi devleti de vardı. İslam adını taşıyan iki devlet, İslam adına hüküm sürmüş ve İslam dünyasını aralarında paylaştırmışlardı. Bu iki devlet çöktü ve başka bir yapıya dönüştü. Kolonyalizm bölgeye gelerek hepsini parçaladı. Bu bölünme içerisinde Kürt milleti gözardı edildi. Araplar da aynı şekilde tek bir devlet çatısı altında birleştirilmedi. Bir çok devlete dönüştürüldüler. Farslar devletin sahibi oldu, Ermeniler, Azeriler ve Türkler de devlet sahibi oldu ama Kürtler paylaşımda yok sayıldı. Bu, tarihsel bir aşamada küresel hale geldi ve bu devletler böyle oluştu.

Bugün siz gelip bu sınırları kaldırmak istiyorsunuz. Okulda Sykes-Picot'un bu bölgeye yönelik bir komplo olduğunu, bu şekilde parçaladıklarını öğrendik ama bugün bu sınırlar içindeki insanların çıkarları var. Sınırı kaldırdığınızda yeniden bir paylaşım yapmak istersiniz. Bir yerden bir parça koparıp başka yere yapıştırırsınız ama bunu karşı tarafın menfaati adına yaparsınız. Bu şekilde bir parçayı ayırmanız, başkalarının çıkarlarını tehlikeye atmanız anlamına gelir. IŞİD'in bu sınırları kaldırmaya çalıştığını gördük. IŞİD, sınırı başka yollarla, şiddet, tehcir, öldürme ve yıkım yoluyla ortadan kaldırmak istedi ve bu bir felaket yarattı.”

“Her toplumun kendi kaderini belirleme hakkı vardır” diyen Abadi, “Elbette Kürtlerin de vardır. Başbakanken açıkça söyledim. Kendi ülkesi olsun isteyen evlatlarımızın ve Kürt vatandaşlarımızın isteklerine saygı duyduğumu belirttim. Bu insani bir hakktır ama başka ortakların olduğu bir ülkedesiniz. Aniden bir parçayı kendinize almak gibi bir hakkınız var mıdır? Tüm Iraklıların oy verdiği bir anayasa ve belli bir anlaşma ile bir arada olan bir ülke ve sınırlar içerisindesiniz. Anayasada bile belli bir kesimin ayrılıp kendi başına kararlarını verme hakkı var mıdır?” ifadelerini kullandı.

“Siyasi liderlerin çelişkilerinin bedelini vatandaşlar ödememeli”

Erbil ile Bağdat arasında yaşanan bütçe ve Kürdistan Bölgesi çalışanlarının maaşları hakkında bir soruyu yanıtlayan Abadi, “Vatandaşların hiçbir suçu olmadığını düşünüyorum, siyasi liderler aynı fikirde değilse bu çelişkilerin bedelini vatandaşlar ödememeli” dedi.

Mevcut dumurumda Kürdistan Bölgesi’ndeki çalışanların “cezalandırıldığını” belirten Haydar el-Abadi, “Vatandaş sonuçta vatandaştır. Irak devleti olarak bizler, Kürt, Arap, milliyeti, dini, mezhebi ne olursa olsun, Irak sınırları içindeki vatandaşlarımız arasında ayrım yapmamalı, herkese eşit ve adil davranmalıyız” yorumunu yaptı.

Başbakan olduğu dönemde 16 Ekim 2017’de Kerkük ve diğer Kürdistani bölgelerde yaşanan olayın ardından bile hiç bir şart koşmadan Erbil ile iletişim halinde olarak Kürdistan Bölgesi’ndeki çalışanların maaşlarını gönderdiklerini anlatan Abadi, 2018’deki seçimlerde bu durumun kendisine dezavantaj olacağını bildiği halde vatandaşların çıkarını önplanda tuttuğunu söyledi.

Haydar el-Abadi, maaş sorununun çözümü için Erbil’de bir çok feda heyetlerin Bağdat’ı ziyaret ettiğini, hükümeti oluşturan taraflardan biri olan Şii Koordinasyon Çerçevesi ve Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani’nin de sorunun çözümü konusunda ciddi olduğunu söyledi.

Bütçe meselesi parlamentoda görüşüldüğünde bazı maddelerin eklendiğini ve bazılarının da çıkarıldığını anımsatan Abadi, “Bütçe hakkında verildi. Hükümet sorumlu olduğu için üzerinden atlayamaz. Buna bir de Paris merkezli mahkemenin kararından sonra Türkiye'nin petrol ihracatını durdurması eklendi ki elbette bu bizi sorunun içine itti” dedi.

Haydar Abadi, eğitim konusunun siyasete alet edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, Kerkük’te diğer öğretmenler maaş alırken Kürtçe okullarda görev yapan öğretmenlerin almamasını “haksızlık” olarak gördüğünü belirtti. 

“Amacımız Türklere anlaşmaya gelmeleri için baskı yapmaktı”

Türkiye, Irak hükümetinin şikayeti üzerine gerçekleşen tahkim süreci sonrasında 25 Mart 2023 tatihinde Kürdistan Bölgesi’nden Ceyhan limanına yapılan petrol ithalatını durdurmuştu. Paris merkezli Uluslararası Tahkim Mahkemesi’ne başvuru, Haydar el-Abadi’nin başbakan olduğu dönemde yapıldı.

Abadi, “Bu şikayetin amacı Kürdistan Bölgesi petrol ihracatı konusunda mevcut çıkmaza sokmak mıydı?” sorusuna, “Kesinlikle hayır. Açıkçası amacımız Türklere ve yanı sıra Kürdistan Bölgesi’ndeki kardeşlerimize anlaşmaya gelmeleri için baskı yapmaktı” yanıtını verdi.

“Tüm Iraklıların petrolü” dediği petrol ihracatı konusunda Kürdistan Bölgesi ile Türkiye arasındaki anlaşmanın içeriğinin kendileri için “net olmadığını” savunan Abadi, ayrıca şu değerlendirmede bulundu:

“Kürdistan Bölgesi ile Türkiye arasındaki anlaşmanın içeriğinin ne olduğunu bilmek bizim hakkımız. Hala bunda ısrar ediyorum. Halkımızın çıkarları doğrultusunda anlaşmaya varmaları için onlara baskı yapmaya çalıştık, bizi dikkate almadılar. Mahkeme yoluyla üzerlerine baskı yapmak zorunda kaldık ama bir anlaşmaya varamadan neticelendi. Sonuçta bugün bizim de istemediğimiz şeyler oldu. Paris mahkemesinin kararından önce aramızda bir anlayış olsaydı bu hepimizin çıkarına olurdu ama bir nevi inattan ve bunun bir taviz olduğunun düşünülmesinden kaynaklanıyordu. Bölgedeki vatandaşların maaşlarının ödenmesinin engellenmesi iyi bir şey mi oldu? Bu siyasi ısrar sonuçta vatandaşların çıkarına değildi.”

Petrol ihracarının durmasnın herkese zarar verdiğini kaydeden Abadi, “Irak şimdi Kürdistan Bölgesi petrol gelirlerinden mahrum. Kürdistan Bölgesi'nin masraflarını karşılamak için kullandığı petrolü ihraç edip, parayı bölgenin ihtiyaçlarına harcamak üzere aldılar, bu da durdu. Dolayısıyla Kürdistan Bölgesi'ne bütçenin Irak'taki bütçe payından ödenmesi gerekiyor. Yani bunun iyi bir sonucu olmadı ve çözülmesi gerekiyor çünkü artık herkesi etkiliyor” diye ekledi.

Paris Tahkim Mahkemesi, yasalara göre Kürdistan Bölgesi'ninin petrol çıkarma, üretme ve ihraç etme hakkı bulunduğunu ancak limanlarda petrol yükleme sırasında Irak Devlet Petrol Pazarlama Şirketi SOMO'nun bilgisi olması gerektiği şartını koydu.

“Petrol satışı federal hükümetin yetkileri dahilinde olmalı”

Abadi, petrol ihracatının SOMO'nun bilgisi dahilinde olmadığını öne sürerek, “Süreç üzerinde hiçbir yetkisi yoktu. Asıl sorun da buydu çünkü petrol ihracatının federal hükümetin yetkisi altında olması gerekiyordu. Bence sorun buydu” dedi.

Kürdistan Bölgesi Hükümeti, 2016’da petrol üretimi ve gelirleri ile ilgili şeffaflık konusunda dünyaca ünlü vergi ve yönetim danışmanlığı şirketi Deloitte Touche Tohmatsu ile anlaşma imzalamış, şirket her ay düzenli olarak ihrac edilen petrolün raporlarını kamuoyuna açıklamıştı.

Petrol ihracarının bundan sonra SOMO tarafından yapılması gerektiğini vurgulayan Abadi, Kürdistan Bölgesi’ndeki rakamların da net olmadığını savundu.

Abadi, “Irak'ın kaynaklarından elde edilen gelirin nereye gittiği ve nereye ihraç edildiği açık olmalıdır. Petrol Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankası her ay Irak petrolünün güney limanlarından ne kadar sevk edildiği, kime satıldığı, kaça mal olduğu konusunda rapor yayınlıyor. Bölgede durum böyle değildi. Bu sorunun tamamen çözülmesi için durumun böyle olması gerekir. Kürdistan Bölgesi’ndeki çalışanların maaşlarını alma hakkı var. Kürdistan Bölgesi’nin de kendi çalışmalarını yapma hakkı var. Gerçekten de Kürdistan Bölgesi Hükümetinin geniş yetkileri var ancak petrol satışı federal hükümetin yetkileri dahilinde olmalı” yorumunu yaptı.

“Silahlı kuvvetler siyasi açıdan tarafsız olmalıdır”

Siyaset ve silahlı güçlerin birbirinden ayırıştırılması gerektiğini vurgulayan Haydar el-Abadi, Heşdi Şabi ve Peşmergenin arkasında siyasi tarafların olmasını “yanlış bulduğunu” söyledi.

“Hiçbir askeri gücün bir siyasi tarafın uzantısı olması çıkarımıza değil” diyen Abadi, “Bir siyasi partinin silahlı kanadı olabilir mi? Bu halde sandığa nasıl gidebilirsiniz? Silahlı bir kanada sahip olmak, eşit şartlarda rekabet etmediğiniz anlamına gelir. Silahınız varsa başkalarını tehdit edebilir, korkutabilirsiniz. Dolayısıyla silahlı kuvvetler ve güvenlik güçleri siyasi açıdan tarafsız olmalıdır. Güvenlik güçlerinin tarafları değil vatandaşları koruması gerekiyor” diye konuştu.

Saddam Hüseyin’in askeri kuvvete bel bağladığını hatırlatan Iraklı siyasetçi, “Bizim sistemimiz Saddam Hüseyin'in sistemi değil. Saddam 40-35 yıl hüküm sürdü. Baskıcı bir rejimdi. Onun zamanında kimse konuşamıyordu, konuşanların da dilleri kesiliyordu. Toplu mezarlara gömülüyordu Enfal örneğinde gördüğümüz gibi, konuşanlar Kürt vatandaşlar diri diri gömüldü” yorumunu yaptı.

Haydar el-Abadi, 16 Ekim 2017’de Irak ordusu ve Heşdi Şabi’nin Kerkük ve diğer Kürdistani bölgelere saldırdığı dönemde de hem başbakan hem de Silahlı Kuvvetler Genel Komutanıydı.

Abadi bir demecinde orduya ve silahlı güçlere “Peşmerge'ye saldırı emri vermediğini” söylemişti. Iraklı siyasetçi ayrıca Kerkük’e saldırı kararının “tamamen Iraklıların kararı” olduğunu savunmuş ve Kürdistan Bölgesi liderliği ile müzakererde İranlı yetkililer olduğu halde Tahran’ın rolünü inkar etmişti.

“İran ve Türkiye’nin Kürt devleti konusundaki korkuları Irak’ınkinden daha fazlaydı”

O döneme ilişkin bir soruyu yanıtlayan Abadi, şunları kaydetti:

“Kararın tamamen Irak'ın kararı olduğunu söyleyebilirim ama karşlıklı farklı çıkarların olduğunu da inkar etmiyorum. Kürdistan Bölgesi'nin o dönemde İranlılarla doğrudan ilişkileri olduğunu biliyoruz. İran ve Türkiye’de Kürt azınlıklar bulunuyor. Doğrusu onların bağımsız bir Kürt devletinin kurulması konusundaki korkuları Irak’ınkinden çok daha fazlaydı kaldı ki Irak'ta biz birlikte yaşamayı öğrendik. İşte geniş yetkilere sahip federal bir bölge olan Kürdistan Bölgemiz var ve Kürt kardeşler yıllar içinde kendileri için gerçek bir şeyler inşa etmeyi başardılar. Bu şeyler ne İran'da ne de Türkiye'de var. Biz Irak'taki bu federal ilişkiden korkmuyoruz ama bu devletler korkuyor ve bölgeyle olan derin bağları nedeniyle bunu engellemek için harekete geçtiler. Bunu saklamayacağım, evet Kürdistan Bölgesi'nin istediğini elde etmesinin engellenmesinde İran ve Türkiye'nin çıkarı var. Ama bu bizimle ilgili değil. Harekat düzenledik ama Kürtlere karşı değildi. Hatta Kürt hedeflerine karşı da değildi.

O zaman da kardeşlerime şunu söyledim; Irak'ı bölmek isteyen IŞİD'e karşı savaştan yeni çıktık, onlar Irak'ı yok ettiler. Irak'ın çökmesine yol açacak yeni bir savaşa girmek istemiyoruz, IŞİD'in istediği de buydu. Tek taraflı ayrılmanın ülkenin bölünmesine yol açacağını ve artık ülkenin birliğini koruyamayacağınızı siz de biliyorsunuz. Ülke parçalandığında kontrolü kaybedersiniz ve halkın çıkarları yok olur. Çatının üzerimize çökmesi gibi olurdu ki bu da zulümdü. Olmamasını istediğim şey buydu. Hala Peşmergeye karşı silah kullanılmaması emri vermediğim konusunu ısrarla vurguluyorum, hatta silahların Peşmergeye ve olmayanlara çevrilmesine engel bile oldum. Peşmergelerin önümüzde durup ateş ettiğini söylediklerini hatırlıyorum. ‘Uzak durun ve çarpışma çıkmasına izin vermeyin’ dedim. Bunda ısrar ettim çünkü artık teröre karşı savaşta dökülen kandan daha fazlasının dökülmesini istemiyordum. Nihayetinde teröre karşı birlikte savaştık. Terörle mücadelede aynı çizgideydik, bu yüzden Kürt, Arap veya başka hiçbir Iraklının kanının dökülmemesi için ısrar ettim.”

Abadi, Kerkük’e saldırmalarıın istemelerinin arkasındaki diğer bir nedeni Peşmergenin IŞİD’den kurtardığı 12. Tümen Karargahına Irak orusunun yeniden geri dönmesine başladı.

Batı Kerkük'te Irak ordusuna bağlı 12. Tümene ait büyük bir karargah bulunduğunu, IŞİD'in saldırısı ile tümenin tamamen yenilgiye uğradığının ve ardından Peşmergenin karargahı tamamen IŞİD’den kurtararak kontrol ettiğini anlatan Abadi, “Hewice ilçesinin kurtarılmasından büyük bir kuvvetle ordumuz oraya geldi ve Kerkük'ün batısında toplandı. Askeri üsleri yoktu. Kışlanın bize iade edilmesini talep ettik. Güç kışlalarına dönsün, orada kalsın dedik. Bütün tartışmamız bununla ilgiliydi ama inatla reddedildi ve hala neden izin verilmediğini bilmiyorum. Hatta birkaç kişiyi arabulucu olarak gönderdim, ‘bırakın güçler kışlalarına dönsün’ dedim. Haksız bir inat vardı. Kürdistan Bölgesi’nin bazı liderleriyle doğrudan konuştum ve ‘bu konuyu aşalım, biz sadece kuvvetlerimizin 12. Tümen üssünde yerleştirilmesini istiyoruz’ dedim." Sonra düçlerimiz orada baskı yaptı ve Kürt savunma sistemi çöktü, alan güçlerimizin önüne açıldı” yorumunu yaptı.

“Duzhurmatu'da Kürtler, Araplar ve Türkmenler arasında çatışma vardı”

Sonrasında gelişmelerin “tehlikeli” hale geldiğini anlatan Abadi, “Ben de bu durumdan korktum çünkü Duzhurmatu'da Kürtler, Araplar ve Türkmenler arasında çatışma vardı, Türkmenler ile Kürtler arasında da. Çünkü kontrol daha önce Peşmergedeydi ve aniden geri çekilince bu defa insanların evleri yakıldı. İlçenin kontrolünü ele geçirmek için oraya hızla bir kuvvet göndermek zorunda kaldım. Kerkük'te de karışıklığı önlemek için işleri biz devralmak zorunda kaldık” dedi.

Haydar Abadi, “17 Ekim olayları döneminde herhangi bir Kürt tarafı ile bir anlaşmaları olup olmadığı” yönündeki soru üzerine, “Hayır, herkesle iletişim halindeydim ama sonuçta ne olacağını bilen birileri vardı. İnadın kan dökülmesine yol açacağını biliyor ve kan dökülmesini istemiyorlardı. İnadın çatışmaya yol açmasını ve kan dökülmesini istemediklerini söylediler, özellikle şunu hatırlatmak isterim. Maalesef Kürdistan Bölgesi’nde bazı taraflar ‘kanımızla, canımızla savunacağız’ diyordu ki bu da gerginliği tırmandıran bir üsluptu” değerlendirmesinde bulundu.

“140. Maddenin Anayasaya göre kendine has bir statüsü var”

Kerkük meslesi Irak’ta Kürt davasının içeriğini oluşturuyor. Kerkük ve Kürdistan Bölgesi dışındaki Kürdistani bölgelerin kaderi ile ilgili madde Irak Anayasasında 140. Madde olarak geçiyor.

Haydar Abadi, “Siz ve diğer tüm siyasiler anayasanın uygulanması gerektiğini söylüyorsunuz. Anayasanın 140. Maddesini ne siz, ne de önceki başbakanlar uyguladılar. Neden bu maddenin gereklerini hayata geçirmediniz?” sorusuna, “Bu konuda benden öcekilerden ayrım olmam gerekiyor çünkü göreve geldiğimde Irak sınırları Samarra'ya kadardı. Irak’ın yukarı bölgeleri hükümetin kontrolü altında değildi. Görev süremin sonunda bu bölgeleri (IŞİD savaşı) özgürleştirdik. Referandumda (25 Eylül 2017’deki Kürdistan Bağımsızlık Referandumu) yaşananlar gerçekten çok üzücüydü çünkü tam da o dönemde yaşandı. Dolayısıyla bu maddeyi uygulamak veya hayata gerçimemek benim elimde değildi, çünkü bu bölgelerin çoğu IŞİD'in kontrolü altındaydı. Neden uygulanmadığı sorsusuna gelince; Bunda sorumluluğun bir kısmı Kürdistan Bölgesi Hükümetine düşüyor. Neredeydiler? Neden fiili bir durumu dayatmak istediler? Neden karşılıklı anlayışla yapılmadı?” yanınıtı verdi.

“140. Maddenin Anayasaya göre kendine has bir statüsü var” diyen Abadi, bu maddede bir nevi denge olduğunu ancak üzerinde yöntem konusunda taraflar arasında bir anlşama olmadığını savundu.

Haydar Abadi, şöyle devam etti:

“Örneğin halk oylamasında hangi kriterlere göre çalışacaksınız? İlçe ilçe mi oylansın istiyorsunuz, yoksa vilayetin tamamı birden mi? Vilayetin tamamı ise o zaman çoğunluk esası devreye girer. Bu durmda Musul'da da aynısını, Kerkük'te de aynısını mı yapacaksınız? Ortada bu konuda bir anlaşma yok. Sadece Birleşmiş Milletlerin bir raporu var, 2009'da gayet dengeli bir rapordu. Birleşmiş Milletler'de konuyu araştıran ve çözüm öneren bağımsız bir organ var. Ancak Kürdistan Bölgesi bunu reddetti. Çünkü kendisi de aynı sorunu dile getirdi; sorun, adil bir yaklaşımın olması ve bunun tüm tartışmalı bölgelerde uygulanmasıdır. Kürdistan Bölgesi’nin sanırım bunu anlama isteği yoktu ama emri vaki dayatmak istediler ve bu da bu felakete yol açtı. Bağdat'ta ulusal ilişkilerde sorun yaşadığımız konusunda sana katılıyorum. Baas rejimi Kürtleri öldürdü, sürgün etti, yok etmek istedi, kimyasal silahlar kullandı ve tüm bunlar ırkçılığı yarattı. Kürtler ve Araplar arasında bir ırkçılık yaratıldı. Bu durum Kürtler arasında tepkiye neden oldu. Bizim görevimiz bu tepkiyi yavaşlatmaktır, hepimiz aynı ülkedeyiz. Dediğim gibi ‘biz sizi birbirinizle tanışınız diye yarattık farklı millet ve kabileler olarak, savaşınız diye değil’ diyor. Kimse bir diğerini yok etmemeli, bundan kaçınmalıyız.”

“Tarihi boyunca Irak hep merkezi olarak kaldı”

“Irak pratikte ve kurumsal olarak federal mi yoksa merkezi mi?” sorusuna, “Federal olmalı ama Irak tarihinde merkezi bir devlettir. Tarihi boyunca Irak hep merkezi olarak kaldı. Evet, Osmanlı döneminde ademi merkeziydi ama vilayetleri vardı, Musul, Bağdat ve Basra. Bu vilayetler kendi kendilerini yönetiyormuşçasına bir hükümranlığa sahipti. Irak devleti kurulduğunda ise Bağdat'ta merkezileşmişti. Ancak 2003'ten sonraki yeni dönemde anayasa federal olarak değiştirdi. Yetkilerin çoğunun Bağdat'ta toplandığını görüyorsunuz, bu tarihte olduğu gibi oldu. Bu yetkilerin bölünmesi konusunda vilayetlerle bile sorun yaşıyoruz, bölgede ve vilayetlerde güçlü denetleme kurumları yok. Bölgede ve vilayetlerde kurumlarımızı güçlendirmeye çalışmalıyız” sözleri ile yanıt verdi.

Irak devletinin güçlü kurumlara sahip olmamasını “bir eksik” olarak nitelendiren Abadi, “Sanırım bazı kurumların anayasada tam olarak adı bile geçmiyor, bunlar hakkında daha sonra tartışılması düşünülüyordu ama bu yapılmadı. Mesela Federal Konsey anayasada tam olarak tarif edilmemiş, bunun da bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Federal Konsey nasıl olacak, seçimle mi belirlenecek yoksa atamayla mı? Yetkileri nelerdir? Kaç üyesi olacak? İkinci bir konseyin olmaması yetersiz bu nedenle parlamento üzerinde başka bir denetleme konseyi olan Federal Konseyin olması gerekiyor. Bütün demokratik ülkelerde biri Üst Konsey, diğeri Alt Konsey adı verilen iki konsey vardır. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Senato, İngiltere’deki Lordlar Kamarası. Almanya'da, Fransa'da bunlar var. Her demokratik ülkede böyle bir konsey vardır. Irak'ta durum böyle değil, yasaların denetlenmesi yok, yasaları parlamento yapıyor” ifadelerini kullandı.

Haydar Abadi, Federal Yüksek Mahkeme’nin sadece anayasa konusunda çelişkiler yaşandığında devreye girerek karar verdiğini belirterek, “Ama bir yasa yanlışsa onu uyaracak, düzeltecek, yanlışı düzeltecek bir mevzuatın olması gerekiyor. Yani başka bir kuvvete ihtiyacın var. Bildiğiniz gibi Irak'ta hassas bir dönemde anayasanın bazı maddeleri aceleyle yazıldı, Irak'ta terör vardı ve ABD işgali devam ediyordu. Irak'ın bir an önce anayasa yapılması yönünde her taraftan baskı vardı. Dolayısıyla bazı hükümlerin yeterince araştırılmadığını ve hızlı bir şekilde yasalaştırıldığını düşünüyorum ve sonuç bu” dedi.

Irak Anayasasında başka bölgelerinde “federal bölge kurma” hakkı olduğuna işaret ediliyor. Abadi, bu kararı anayasanın verdiğine ve dolayısıyla anayasal bir haktır olduğuna dikkati çekerek, “Irak'taki bölgeler bu kararı verebilir. Tüm bölge ve vilayetler tek başına veya başka bir vilayet ile anlaşarak bölge kurma hakkına sahiptir. Bu onların hakkı ama bu hak nasıl kullanılacak? Bu başka bir konu. Şu anda bunu yapmanın doğru olmadığını düşünüyorum, bu bir görüş, sizin de fikriniz olabilir ama bu konuda diyalog, anlaşma ve anayasal mekanizmalarla bir sonuca varmalıyız” yorumunu yaptı.

“(ABD’nin askeri varlığı) Irak'ın çıkarlarına göre karar verilmeli”

ABD’nin Irak’taki askeri varlığı hakkında “Irak'ın çıkarlarına göre” bir karar verilmesi gerektiğinin altını çizen Haydar Abadi, bu konudaki görüşünü ise şöyle dile getirdi:

“Biliyorsunuz uluslararası koalisyon, IŞİD'in Irak'ın büyük bölümünü işgal ettiği 2014 yılında geldi. IŞİD, Irak'ın yanı sıra dünyanın güvenliğine yönelik gerçek bir tehdit oluşturuyordu. 10 yıl geçti ve biz şu anda 2024 yılındayız. Bu şekilde devam etmek doğru değil. Durum değişti ve IŞİD artık Irak topraklarını kontrol etmiyor. Evet, terörün hâlâ bir sorun olduğu doğru ama durum değişti. Mekanizmalarımızı değiştirmemiz gerekiyor. Eskisi gibi aynı mekanizmalarla devam edemeyiz ama onlara (koalisyona) ‘hadi kovuldunuz gidin’ demek de yanlıştır. Çünkü onlar sizi destekledi ve Irak hükümetinin talebi üzerine geldi. Irak hükümeti oturup neyin iyi olduğunu, bu güçlerin ne kadarının kalacağını, ne kadarının ayrılacağını ve bu güçlerle nasıl bir ilişki içerisinde olacağını tartışmalı ve karar vermelidir. Lojistik desteğe, istihbarata veya eğitime ihtiyacımız var mı? Federal hükümetin kendisi onları çağırdı ve kendisi karar vermeli. Federal hükümet dışındaki taraflar kimseye hiçbir şey dayatmamalı. Bu Irak'ın çıkarınadır, onlar çekilmek istiyorlarsa bir sorun yok, istemiyorsanız Irak hükümetiyle müzakereler çerçevesinde çekilmelerini müzakere edecek bir mekanizmalar var. Ama eğer biri kendi kuralarını zorla dayatırsa, bu Irak’ın birliği ve federal hükümet için bir zayıflık olur.”

Irak ile ABD arasında yeni bir stratejik askeri anlaşmaya ihtiyaç olduğunu düşünmediğini kaydeden Abadi, “Evet, Irak ile ABD arasında stratejik çerçeveyi oluşturan stratejik bir anlaşmamız var. Uluslararası koalisyona katılan ve IŞİD'e karşı uluslararası koalisyonda yer alan diğer ülkelerle de anlaşmalar yapılabilir” dedi.

IŞİD karşıtı uluslararası koalisyonda 11’i ana 60 ülkenin yer aldığını anımsatan Haydar el-Abadi, “Irak'ın çıkarı ne ise ona göre karar vermeliyiz. Evet, bunda diğer devletlerin de çıkarı olmalı. Çünkü ülkeler kendi çıkarları olmadan sizin çıkarlarınızı gerçekleştirmeye gelmiyorlar. Onlarla bizim aramızda ortak çıkarlar olmalı. Bu bir ayıp değil, gerçektir. Diğer ülkelerle otak paydada buluştuğumuz birçok alan var. Kendi çıkarlarımızın kapsamı ve onların çıkarları konusunda hemfikir olmalıyız ve başkalarının iradesiyle değil, Irak'ın iradesiyle çalışmalıyız” şeklinde konuştu./ Rudaw