'Kadın isyanından Kürdistan’a bedel çıkarmak!'

İran İslam Cumhuriyeti ‘Jina’ Emini’nin öldürülmesiyle başlayan ve kadınların yaratıcılık kattığı isyan karşısında boyun eğiyor, esnemek zorunda kalıyor. Kırılmamak için, kuru bir dal gibi.

'Kadın isyanından Kürdistan’a bedel çıkarmak!'
Gazeteci Fehim Taştekin, İran'da genç Kürt kadını Jina Emini'nin Ahlak Polisi tarafından  uygun örtünme kurallarına uymadığı gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra yaşamını yitirmesi sonrası, Doğu Kürdistan'da başlayan ve İran'ın 4 bir tarafına yayılan gösterileri analiz etti.
 
"İran'da yer yer işçiler grevleriyle, esnaf kepenkleriyle isyana omuz veriyor. Farslar, Türkler, Kürtler, Beluçlar, Araplar, Gilanlar ve diğer etnik gruplar değişim talebine ortak oluyor. Zahedan’da ‘çadorlu’ kadınlar bile sokaklara döküldü." diyen Taştekin, "Ama yine de müesses nizam faturayı kesebileceği ya da sorunun kaynağını örtebileceği “günahkârlar” arıyor... İran özellikle Kürt bölgelerindeki gösterileri bir kaos senaryosu olarak ele alıyor..." değerlendirmesini yapıyor.
 
Taştekin şöyle devam ediyor:
 
"İran İslam Cumhuriyeti Mahsa ‘Jina’ Emini’nin öldürülmesiyle başlayan ve kadınların yaratıcılık kattığı isyan karşısında boğun eğiyor, esnemek zorunda kalıyor. Kırılmamak için, kuru bir dal gibi. 
 
İran Başsavcısı Muhammed Cafer Muntazeri, kadını aşağılayıcı uygulamalarıyla yıllardır öfkeyi bileyen İrşad Devriyesi’nin (ahlak polisi) feshedildiğini duyurdu. Ayrıca Meclis ve Devrim Yüksek Konseyi’nin başörtüsünü zorunlu kılan yasayı gözden geçirmekte olduğunu ve sonucun 15 güne açıklanacağını belirtti. Örtünme zorunluluğu devrimden 4 yıl sonra 1983’te getirilmişti. Dayatılan İslami yaşam formunda bir gedik açıldı ve bunun burada durmayacağı öngörülebilir.
 
Yer yer işçiler grevleriyle, esnaf kepenkleriyle sürece omuz veriyor. Farslar, Türkler, Kürtler, Beluçlar, Araplar, Gilanlar ve diğer etnik gruplar değişim talebine ortak oluyor. Zahedan’da ‘çadorlu’ kadınlar bile sokaklara döküldü. Ama yine de müesses nizam faturayı kesebileceği ya da sorunun kaynağını örtebileceği “günahkârlar” arıyor. Dini liderin yanı sıra Devrim Muhafızları ve Besic komutanları isyandan haris dış güçleri, dahili hainleri ve aldatılmış gençleri sorumlu tutuyor. Besic Komutanı General Golam Rıza Süleymani, “Olayların arkasında 47 yabancı istihbarat teşkilatı var” iddiasında.
 
Elbette isyanı değerlendirmek için fırsatı kaçırmayacak ABD ve İsrail’in yanı sıra Körfez blokundan ülkeler var. Azerbaycan üzerinden “Güney Azerbaycan” gündeminin ısıtılması, Kürdistan Bölgesi'nde üslenmiş Doğu Kürdistanlı Kürt partilerin hareketlenmesi, Pakistan-Afganistan sınırlarıyla paydaş Belucistan’dan Sünni damarların kabartılması dış müdahale senaryosuna alan açıyor. Fakat çatışma görüntüsünün öne çıkarılması bir korkutma ve konsolidasyon taktiği olarak müesses nizamın işine yarıyor. Bakıldığı zaman 469 göstericinin öldürüldüğü olaylar sırasında güvenlik güçleri de 61 kayıp vermiş. Kayıpların yarısının Kürdistan ve Belucistan’da olması sürecin silahlanmaya evrilebileceği noktalara işaret ediyor. Bu verileri unutmadan fotoğrafın tamamına bakmak gerekiyor. 
 
Çift yönlü taktik: Güç ve merhamet gösterisi
 
İran özellikle Kürt bölgelerindeki gösterileri bir kaos senaryosu olarak ele alıyor. Ve komplonun unsurları olarak Irak Kürdistanı’nda barınan İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ), İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu (Komele) ve Kürdistan Özgürlük Partisi’ni (PAK) işaretliyor. Bu grupları ABD, İsrail ve Körfez destekli terör örgütleri olarak niteliyor. İran yönetimi 1979 devriminden hemen sonra 4 yıl süren silahlı isyan halinin tekrarlanacağına dair komploda Kürdistan topraklarının silah ve milis sevkiyatında kullanılacağı tezini işliyor. Hatta kullanıldığını... 
 
Kürt kentlerine yaklaşım iki türlü: Bir tarafta sert güç diğer tarafta kamu diplomasisi. 
 
Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi 5 ay sonra ikinci kez Sine’ye gitti. Bir Kürt şehri bir cumhurbaşkanını bu kadar sık görmemişti. Reisi bir su projesinin açılışını vesile yaptı. Din adamlarıyla buluştu, Sünni imamın arkasında namaza durdu, esnafla selamlaştı. Bu görüntünün ne kadar işe yaradığını bir dükkanın önünden yansıyan görüntüler güzelce anlatıyor. Dükkan sahibi, Reisi’ye hürmeten ikramda bulunurken kadın müşteri cumhurbaşkanını umursamadan sırtı dönük işine bakıyor. Dükkan sahibi de sonradan halkı incittiğini belirtip özür diledi. Bu kadar! 
 
Reisi Kürdistan halkının yine komploları boşa çıkaracağı mesajı verdi. Ancak İçişleri Bakanı Ahmet Vahidi aynı kente 11 Ekim 2022'de devletin gücünü göstermek için gitmişti. Kürt kentleri ağır güç çemberi altına alınıyor. Dahası Irak sınırlarına askeri güç yığılıyor. Tesnim ajansı “Devrim Muhafızları ayrılıkçı grupların sızmalarını önlemek için İran'ın batı ve kuzeybatı sınırları boyunca zırhlı ve özel birlikler konuşlandırdı” haberini geçti. KDP-İ kaynaklarına göre de Serdeşt, Bane, Piranşehr ve Hevraman taraflarında sınırlara kara ve füze birlikleri konuşlandırıldı. 
 
İran'ın saldırıları
 
Tahran, İran’a dış müdahalenin ana üssüne dönüştüğü senaryosuyla şiddetini Irak Kürdistan Bölgesi'ne yöneltiyor. 16 Eylül’de başlayan gösterilerin sönümlenmeyeceği anlaşılınca 28 Eylül’de Irak Kürdistanı’ndaki Koye, Kalazide ve Pirde’deki karargah ve üsler füzelerle vuruldu. 16 kişi öldü, 58 kişi yaralandı. 14 Kasım'da bir saldırı daha oldu, 3 kişi öldü, 10 kişi yaralandı. 20 Kasım'da tekrarlanan saldırıda 1 kişi öldü, 10 kişi yaralandı. 22 Kasım'da insansız hava araçlarıyla Erbil-Kerkük arasında PAK üsleri hedef alındı. Hava saldırıları nedeniyle KDP-İ’nin kullandığı Koye karargâhı boşaltıldı. Burası sınıra 200 km mesafede. Araçla 3 saatlik bir yol. Saddam zamanında tahsis edilen bir yer. Buraya ‘kale’ diyorlar. Saddam 1980’de İran’ı işgal ederek savaşı başlatmıştı. ABD’nin koordinatörlüğünde Körfez ülkeleri Saddam’ı finanse ediyordu. 
 
Iraklı Kürtler, İran’ın desteği ile Saddam’a karşı; İranlı Kürtler de Saddam’ın desteğiyle İran’da yeni kurulan İslami rejime karşı direniyordu. İki yakanın Kürtleri yaslandıkları taraflar açısından ters düşmüştü. Irak Kürdistan Demokrat Partisi, İslami rejimin karşısında KDP-İ’nin hezimete uğramasına da ortak olmuştu.
 
Erbil'e Ültimatom, Bağdat'a ev ödevi
 
İran Dışişleri Sözcüsü Nasır Kaani, Kürdistan sınırlarından İran’a silah ve ekipman sokulduğunu, isyan sırasında bunların güvenlik güçlerine karşı kullanıldığını öne sürüyor. Silah kaçakçılığından ABD ve İsrail de sorumlu tutuluyor. Bu gerilimin geçmişi var. Şubatta İran'ın batısındaki Kirmanşah kentinde Devrim Muhafızları'na ait SİHA üssü saldırıya uğramıştı. İran'a göre saldırı İsrail tarafından gerçekleştirildi. Bu olaydan birkaç hafta sonra İran, Erbil'in yakınlarında İsrail tarafından kullanıldığını öne sürdüğü bir binayı balistik füzelerle vurarak intikam almıştı. 
 
İran, İranlı Kürt grupları bombalarken Erbil’e de bir ültimatom verdi: Bu gruplar silahsızlandırılacak, partiler sivil hareketlere dönüştürülecek, kamplar Kürdistan’ın iç bölgelerine taşınacak ya da buna razı gelmeyenler başka ülkelere gönderilecek. Sürgün adresi olarak akla gelen ülke Arnavutluk. Halkın Mücahitleri Örgütü’nün Irak’tan sonra ikinci adresi Arnavutluk olmuştu.
 
2003’teki işgal sonrası Irak’ta Şii milislerin hedefe koyduğu Eşref Kampı, Tiran’a taşınırken ‘seçilmiş mücahitler’ ABD’ye götürülmüştü. Bazıları 2005-2008 arasında Las Vegas’ta Müşterek Özel Operasyonlar Komutanlığı tarafından askeri eğitimden geçirildi. Bazıları Mossad’ın finansmanıyla 2007’de en az 5 nükleer bilim insanına suikast düzenledi. Halbuki Halkın Mücahitleri ABD’nin terör örgütleri listesindeydi. Kara dosyadan çıkıp ‘kullanışlı örgütler’ listesine yazıldılar!
 
Bağdat ve Erbil'in çözüm planı
 
Tekrar Kürtlere dönersek, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani 15 Kasım’da Bağdat’taydı. Iraklı yöneticilere beklentileri iletti. İddia o ki alınması gereken önlemlerle ilgili 10 günlük süre tanındı. Kara harekatı başlatma tehditleri de bu pazarlığa eşlik etti. Bu yüzden Bağdat ve Erbil arasındaki trafik hızlandı. Kürdistan Başkanı Neçirvan Barzani bir haftada iki kez Bağdat'a gitti. Irak Ulusal Güvenlik Konseyi Türkiye ve İran’ın askeri operasyonlarını görüşmek üzere 23 Kasım'da toplandı. Oturuma Peşmerge Genelkurmay Başkanı İsa Aziz de katıldı. Ayrıca parlamentoda bu konuda özel bir oturum düzenlendi. Bu görüşmelerde sınırların kontrol altına alınması kararı çıktı. Kürdistan 24 kanalına göre Erbil ile Bağdat 3 bin sınır gücü görevlisinin Irak-İran sınırına konuşlandırılması konusunda anlaştı. Ardından çiçeği burnunda Başbakan Muhammed Şia el Sudani, 28 Kasım’da çantasında bir güvenlik planıyla Tahran’a gitti. Plana göre İran sınır hatlarında onlarca kontrol noktası kurulacak. Buralarda Irak sınır muhafızları ve Peşmerge birlikte görev alacak. İranlı Kürt gruplar kontrol altına alınacak. Bu gruplara Kürdistan hükümeti ya da partilerinden destek sağlanmayacak.
 
Sudani, İran’a yakın Koordinasyon Çerçevesi’nin başbakanlığa getirdiği ve Tahran’ın terslemek istemeyeceği bir isim. 
 
Sudani, Irak topraklarının komşu ülkelerin güvenliğini istikrarsızlaştırmak için bir sıçrama tahtası olarak kullanılmasına izin verilmeyeceği mesajını Tahran’da da tekrarladı. 
Neticede ne oldu? Dışişleri Bakanı Emir Abdullahiyan’a göre Irak bu grupları sınırdan uzaklaştırma ve silahsızlandırma sözü verdi. Daha kritik mesaj dini lider Ali Hamaney’inkiydi. Sudani’ye "Tek çözüm Irak merkezi hükümetinin yetkilerini bölgelere de genişletmesidir" dedi. 
 
İşin doğrusu ne Türkiye ne de İran sınırlarını askeri noktalar oluşturarak tamamen kontrol altına almak mümkün. Dağlık bölgeler olduğu için birkaç tabur askerle geçişleri kapatmak durumu çok değiştirmez. Ama değişen başka bir şey var: Kürdistan’ın daha fazla merkezin kontrolüne girmesi. 
 
Sonuç olarak İran, Irak Kürdistanı’nda merkezin kontrolünü artıracak çözümleri dayatıyor. Türkiye de Suriye sınırında durmayıp 30 km derinliğinde kurulacak bir tampon bölgenin efendisi olmak istiyor. Ayrıca Ovaköy’den Şengal, Tel Afer ve Musul’a inen bir başka kontrol alanı düşlüyor. Yani Kürdistan’ın statüsü bir kez daha iki bölgesel gücün tırpanı altına giriyor."