Rus uzman: Arap dünyasında Türkiye karşıtı geniş bir jeopolitik koalisyon oluşuyor

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın Libya çözümünde Türkiye’nin katılımının azaltılması ve Arapların rolünün güçlendirilmesi çağrılarını değerlendiren Rus uzman Truevtsev, Arap dünyasında ‘Türkiye karşıtı cephenin’ bu denli hızlı genişlemesinin nedenlerini yorumladı.

Rus uzman: Arap dünyasında Türkiye karşıtı geniş bir jeopolitik koalisyon oluşuyor

Mısır, Tunus ve Cezayir ziyaretlerinin ardından Fas’a giden Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, temasları sırasında en çok Libya konusunu gündeme getirdi. Arap bakanın konuşmalarında değindiği önemli noktalardan biri, Ferhan’ın Libya çözümünde Türkiye’nin katılımının azaltılması ve Arapların rolünün güçlendirilmesi idi.

Türk tekstiline ambargoya Fas da katıldı: Vergiyi yüzde 36’ya çıkardılar
Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Arap ve İslam Araştırmaları Merkezi kıdemli araştırma görevlisi, Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) uzmanı Dr. Konstantin Truevtsev, Sputnik’e demecinde Arap dünyasında ‘Türkiye karşıtı cephenin’ bu denli hızlı genişlemesinin nedenlerini yorumladı.

‘Türkiye karşıtı cephenin genişlemesi beklenen bir gelişmeydi’

“Arap ülkelerinde ‘Türkiye karşıtı cephenin’ genişlemesinin beklenen bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Zira Türkiye’nin Ortadoğu’daki bölgesel rolündeki artışın, Mısır ve Suudi Arabistan dahil olmak üzere önde gelen Arap ülkelerinin rolünün zayıflamasına paralel olarak geliştiği ortada. Bu özellikle 2011’den itibaren fark edilir oldu” diyen Truevtsev, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye ekonomik kalkınmada, tüm Arap ülkelerine göre daha yüksek bir aşamada bulunuyor. Bitmez tükenmez gibi görünen petrol patlaması devam ettikçe bu pek fark edilen bir şey değildi. Fakat bir anda Türkiye’nin hem teknik, hem de teknolojik açıdan daha yüksek düzeyde olduğu anlaşıldı. Bu durum, Türkiye yüzünü Avrupa’dan İslam dünyasına çevirmeye başladığı Arap Baharı sırasında Ankara’ya siyasi açıdan bir takım avantajlar kazandırdı. (Mustafa Kemal) Atatürk’ün paradigması, Türkiye’nin 60 yılı aşkın süredir Avrupa’nın kapılarında bekledikten sonra sonuç alamamasıyla tükendi. Oysa Türkiye oldukça gelişmiş bir devlet. Peki gelişimini nasıl sürdürecekti? Müslüman dünyasına baş çevirerek. Kaldı ki Türkiye Müslüman bir ülkedir. İslam vektörünün güçlenmesi beklenebilir bir şeydi, (Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan tamamen mantıklı bir fenomen olarak ortaya çıktı.”

‘Arap milliyetçiliğinde Batı karşıtlığı değil Türkiye karşıtlığı görülüyordu’
Rus uzman, “2011’den itibaren Mısır ve Tunus gibi ülkelerde Erdoğan’a ideoloji bakımından yakın güçler iktidara geldi. O zaman Suriye’de de günden güne rejimin değişebileceği gibi görünüyordu. Mısır ve Tunus’ta Müslüman Kardeşler iktidara gelince Erdoğan, Kahire ve Tunus’u ziyaret etti ve bu kişilere kendileri ile birleşmeseler de en azından yakınlaşmaları önerisinde bulundu. O zamanlar bu, Mısırlı ve Tunuslu Müslüman Kardeşleri dahi tedirgin etti. O zaman pek fark edilmese de (Erdoğan’ın) ziyareti bir parça soğumaya yol açtı. Neden mi? Çünkü İslamiyet açısından çok yakın olsalar da Araplar, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçası olarak deneyimlerini göz önüne aldıklarında Türkiye’nin bu yöndeki bazı çıkışlarına karşı çok hassaslar. Zira Arap milliyetçiliğinde, 20. yüzyılın başlarında gelişmeye başladığı zaman Batı karşıtlığı değil, her şeyden önce Türkiye karşıtlığı görülüyordu. Ve ilişkilerdeki olduğu gibi kalan bu zorluklar şimdi şu ya da bu konuda, Katar ya da Cemal Kaşıkçı davasında olduğu gibi su yüzüne çıkıyor” dedi ve ekledi:

‘Türkiye karşıtı hidrokarbon bloku’ süreci gelişmeye başlamış durumda

“Libya’ya gelince birçok önde gelen Arap ülkesi, Türkiye’nin bu talihsiz Arap ülkesinin işlerine doğrudan katılmaya başlamasının ve orada baskın pozisyonlarda olmaya çalışmasının kendileri için tehlike taşıdığını düşündü, zira o zamanlar ‘Mısır-Suudi Arabistan-Birleşik Arap emirlikleri’ bloku ve Ürdün Libya arenasında baskın olmaya başardıkları görüşündeydi. Ardından Doğu Akdeniz’de bulunan hidrokarbon kaynakları üzerindeki haklara bağlı bir takım karmaşık süreçler eklendi. Türkiye ve Mısır’ın yanı sıra Yunanistan, Kıbrıs, İsrail, Lübnan ve Suriye de bu sürece dahil oldu. “Ve bölgede ‘jeopolitik Türkiye karşıtı koalisyonunun’ yanı sıra, bazı Arap devletleri tarafından kısmen desteklenen ‘Türkiye karşıtı hidrokarbon bloku’ diyebileceğimiz bir sürecin başladığı açıkça ortada.