Astana Zirvesi'nde Rojava’yla ilgili verilen mesaj

Astana Zirvesi'nde Rojava’yla ilgili verilen mesaj

Suriye’de yaklaşık on yıldır devam eden iç savaşa siyasi çözüm arayışında olan Türkiye, Rusya ve İran arasında gerçekleşen son Astana Zirvesi’nde ana gündem Rojava’ydı.

Uzmanlar, Türkiye, İran ve Rusya’nın gerçekleştirdiği Astana Zirvesi’nin bir önceki görüşmelerden bir farkının olmadığını belirterek, burada siyasi bir çözümün çıkmadığını savunuyor.

Daha önce yapılması gereken Astana görüşmesi yeni tip coronavirüs (Covid-19) salgını sebebiyle ertelenmişti. İlk defa video konferans yoluyla dün gerçekleşen zirveye Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin katıldı.

Üçlü görüşmenin ardından açıklanan ortak bildirgede Rojava kastedilerek, “Suriye'nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi temelinde sağlanabileceğinin altını çizdik ve bu amaç doğrultusunda çabalarımızı birleştirme kararı aldık” ifadeleri yer aldı.

Ayrıca bildiride ilk defa, “Suriye’nin petrol gelirlerine el konulmasını kınıyoruz” ifadeleri de yer aldı.

Petrol konusunda yapılan kınamanın ABD’ye yönelik olarak değerlendiriliyor. Rojava’nın Haseke, Cizire ile Suriye’nin Deyr ez-Zor ve Rakka bölgelerindeki petrol sahaları ABD ve Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) kontrolünde bulunuyor. Bu bölgeler Suriye’nin petrol ve doğalgaz yataklarının yüzde 80’ini oluşturuyor.

Görüşmenin bir diğer önemli gündem maddesi ise İdlib oldu.

SON ZİRVEDEN BİR SONUÇ ÇIKAR MI?

Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nezir Akyeşilmen, dün gerçekleşen görüşmenin diğerlerinden farklı olmadığını belirtiyor.

Doç. Dr. Akyeşilmen, zirvenin sonuç bildirgesini şöyle değerlendirdi:

“Zirve sonrası yayınlanan bildirinin sonuç maddeleri önemli. Suriye’nin bütününü ele alan bir yaklaşım. Fakat Türkiye, Rusya ve İran’ın kontrol edemedikleri bölgelerle ilgili kararlar var. Barışın sağlanabilmesi için buradaki iç ve dış bütün aktörlerin katılımı esastır. Herhangi bir aktörü dışarıdan tuttuğunuz zaman sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Bu çerçevede baktığımız zaman Suriye hükümetinin dahi yer almadığı bir zirvede ki bu defalardır yapılan bir görüşmedir. Şimdiye kadar yapılanlardan farklı bir görüşme değil. Suriye toplumu hiçbir mecrada dikkate alınmıyor ve en çok da mağdur edilen Suriye toplumudur. Dolayısıyla bu tür barış girişimleri diye adlandırılan çalışmalara baktığımız zaman çokta bir şeye yarayacağını düşünmüyorum. Bölgede barış isteniyorsa Suriye içinde müdahil olan bütün aktörlere iyi niyetle hakkaniyetle ve uluslararası örgütlerin özellikle BM’nin etkin bir arabuluculuğuyla bir araya gelebilir. Bu şekilde bir sonuç alınabilir. Aksi takdirde böyle herkesin bir ittifak kurup bir şey söylemesi barış getirmez, tam tersine krizi daha da derinleştirir.”

“3’LÜ GÖRÜŞMEDEN SURİYELİLERİN HABERİ YOK”

Suriye’nin egemenlik ve bütünlüğünden bahseden ülkelerin şu anda Suriye’nin topraklarında bulunduklarını savunan Akyeşilmen şöyle devam etti:

“Ortak bildiride Suriye’nin toprak bütünlüğünden neyi kast etmişler bilmiyorum ama neticede şuan Suriye’de; ABD, Rusya, İran ve Türkiye gibi en az 4 yabancı ülke var. Suriye’nin toprak bütünlüğünden bahsedenlerin hepsi de Suriye’nin içerisindeler. Suriye’de öncelikle Suriye toplumunun bütün bileşenlerinin söz sahibi olduğu bir sürecin yürütülmesi gerekiyor. Suriye toplumunun katılmadığı hiçbir görüşme oraya olumlu sonuç getirmez. Bir sonuç alınıp alınmadığından da emin değilim. Gerçekten böyle bir niyet olsa bilimin önerdiği sonuçlar çok açık. Ama diploması ve siyasi eğilimler bunları görmezden geliyor. Barış gerçekten isteniyorsa bilimsel öneriler dikkate alınır. Bunlar dikkate alınmıyorsa orda barış değil başka bir şey isteniyor. Suriye’de maalesef bir vekalet savaşı var, orda güç mücadelesi var. Birbiriyle doğrudan çatışmayan aktörler Suriyeliler üzerinde birbirleriyle çatışıyorlar. Dolayısıyla o çatışma bir taraftan askeri olarak devam ederken, bir taraftan da siyasi ve diplomatik alanda devam ediyor. Bu görüşmeden Suriyelilerin pek haberi yok. Aktörler kendi aralarında bunu götürüyorlar.”

“ÖZEL BİR KARAR YOK, ABD’YE İHTAR VAR”

Petrol konusunda ABD’ye üstü kapalı verilen tepkinin dışında görüşmede özel bir kararın alınmadığını belirten BirGün Gazetesi Haber Müdürü ve dış politika yazarı İbrahim Varlı ise şunları söyledi:

“Bu görüşmede çok özel bir karar alınmadı. Bazı maddeler daha önceki zirvenin sonuçlarında da yer almıştı. Bu sefer tek farklı olarak ilk kez Suriye’nin petrolüne el konulması kınandı. Buradaki hedef ABD’dir. Ama isim zikredilmeden kınandı. Burası önemli aslında. Rusya ile ABD arasında çok ciddi bir kriz söz konusu. ABD küresel bir güç sonuçta fazla ürkütmeden dolaylı bir mesaj göndermek istediler. Adres belli, bir ihtar gönderdiler. Bu uzun süredir hem Rusya hem de İran tarafından bir rahatsızlık nedeniydi. Türkiye iki arada bir derede kalıyor. Bir Rusya ile hareket ediyor, bir ABD ile hareket ediyor.”

Varlı, Astana Zirvesi’nde bir araya gelen Türkiye, İran ve Rusya’nın çıkarlarının farklı olduğunu belirtiyor:

“Kararlar zirvede alınsa da sahada çıkarlar çakıştığı için üç ülke arasında anlaşmazlık söz konusu. Çünkü Rusya ve Türkiye karşı karşıyadır. Birlikte hareket ediyor gibi gözüküyorlar ama aslında çıkarlarının çakışması nedeniyle farklı cephelerde yer alıyorlar. Rusya, Suriye ile birlikte operasyon hazırlıyor Türkiye buna karşı çıkıyor. Bu da Suriye’de sorunun çetrefilliğini ve zorluğunu gösteriyor. Bu ve buna benzer zirvelerin sonucunda Suriye’ye ne istikrar ne de çözüm gelecek. İşin daha çok başındalar ama sonuçta 3 garantör ülke Suriye’de pozisyonları güçlendirmek durumdalar. Ağırlıkları artmış. Eşyanın tabiatı gereği bu zirve yapılmak durumunda. Çünkü başka bir çözüm yolu da gözükmüyor. 3 ülkenin Suriye’deki çıkarları farklı ve birbiriyle çelişiyor. Ortak noktayı arıyorlar. Bu uzunca bir süre böyle devam edecektir. Bunun dışında Türkiye Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı duyduğunu söylüyor ama bir taraftan da Suriye’de üç yerde askeri operasyonlarla topraklarında bir nevi tampon bölge oluşturmuş. Bu egemenlik ihlalidir ve Türkiye buradan çıkmaya niyetli değil.”

“SORUN ULUSLARARASI, ABD İLE MASAYA OTURMADAN OLMAZ”

Son olarak Suriye meselesinde ABD ile masaya oturmadan çözülemeyeceğini vurgulayan Varlı şunları söyledi:

“Suriye’yi fiili olarak kendi aralarında bölüştükleri için, Suriye bir bütün olarak ele alınmıyor. Kürtlerin yaşadığı bölgeye yönelik ayrı bir açıklama yapılıyor. İdlib ayrı bir meseledir. Ne yapacaklarını bilemediklerinden mecburen böyle ortalamaca herkesi memnun edecek ve kimseyi fazla ürkütmeyecek bir karar alındı. Artık ‘Kürtler Kuzey Suriye’de’ diye direk diyemiyorlar. ‘Oluşumlar’ şeklinde açıklamalar yapıyorlar. Yani Suriye meselesi uluslararası bir sorun haline gelmiş, üç ülke istediği kadar görüşme yapsın, ABD ile oturmadan bu sorun çözülmeyecektir. Suriye’de bir küresel güç hegemonyası var, bir paylaşım kavgası var.”

ASTANA ZİRVESİ

Astana süreci, ilk olarak, Suriye'deki krizin çözümüne katkı sağlamak amacıyla üç ülkenin girişimiyle Ocak 2017'de daha sonra adı Nursultan olarak değiştirilen, o dönemki adıyla Kazakistan’ın başkenti Astana'da başlatılmıştı.

Burada Suriye sorununun askeri yöntemlerle çözülemeyeceği ifade edilirken, çatışmaların kısa sürede sonlandırılması ve ateşkesin devamlılığının sağlanması temel amaç oldu.

Suriye'de 2011'den bu yana devam eden savaş, 400 binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu ve komşu ülkelerle Avrupa'ya göçün kapısını araladı. Şimdiye kadar Suriye'deki çatışmalar nedeniyle 11 bin milyon kişi insani yardıma muhtaç hale geldi. Yaklaşık 9 milyon kişinin de yeterli gıdaya erişimi bulunmuyor.

Rusya, Türkiye ve İran liderleri arasındaki üçlü zirve, ilk olarak 22 Kasım 2017'de Soçi'de gerçekleşmişti.

İkinci zirve, 4 Nisan 2018'de Ankara'da düzenlenirken, üçüncü zirve 7 Eylül 2018'de Tahran’da toplanmıştı.

14 Şubat 2019'da Soçi 4’üncü zirveye ev sahipliği yaptı ve üç lider son olarak 16 Eylül 2019'da Ankara'da üçlü zirvede bir araya gelmiş, zirvede Suriye'de Anayasa Komitesi’nin oluşturulması konusunda mutabakata varılmıştı.

PETROLÜN YÜZDE 80’İNİ DSG KONTROL EDİYOR

Suriye İnsan Hakları Ağı'nın (SNHR) 19 Eylül 2019’da yayımladığı rapora göre, Suriye’nin petrol ve doğalgaz üretiminin yüzde 80’ini DSG kontrol ediyor. Rapora göre, DSG, Suriye’nin kuzeyi (Rojava) ve kuzeydoğusunda bulunan en zengin petrol yataklarının bulunduğu Deyr ez-Zor, Heseke ve Rakka’da hakimiyetini sürdürüyor.

Buradaki 20 petrol kuyusunda 11’i DSG tarafından kontrol ediliyor. Buradaki üretim kapasitesi Esad rejiminin kontrol ettiği üretim sahalarından daha fazla.

Suriye İnsan Hakları Ağı'nın daha önce petrol işlerinde çalışmış bölge sakinlerinden aldığı bilgiye göre DSG ham petrolün varilini 30 ABD Doları’na satıyor. SNHR’nin tahminlerine göre DSG günlük 420 bin dolar, aylık 12,6 milyon dolar ve yıllık da 378 milyon dolar kazanıyor. Bu miktara doğalgaz gelirleri dahil değil.

 

 

(Kaynak:k24)