YPG Sözcüsü Mehmud: 'Erdoğan Rojava'ya saldırmak istiyor'

YPG Sözcüsü Nuri Mehmud, Türkiye'nin Rojava yönelik yeni bir "işgal" hazırlığı içinde olduğunu kaybetti.

YPG Sözcüsü Mehmud: 'Erdoğan Rojava'ya saldırmak istiyor'

YPG Sözcüsü Nuri Mehmûd, Türkiye’nin Rojava ve Suriye’ye yönelik olası yeni saldırıları ve bölgedeki gelişmeleri Yeni Özgür Politika Gazetesi’ne değerlendirdi. Türkiye halkları ile Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı birbirinden ayrı gördüklerini belirten Nuri Mehmud, ancak mevcut durumda Erdoğan'ın Türkiye’nin bütün kurum ve imkanlarına el koyduğunu vurguladı. Mehmud, “Erdoğan’ın açıklamaları son dönemlerde kanun mahiyetinde kabul ediliyor. Tüm kurumları işlevsiz bırakarak, Türkiye adına tek başına hareket ediyor” dedi.

Uzun zamandır Erdoğan’ın, A, B, C ve D planlarının hepsinde Türkiye’nin sınırlarını genişletmek ve bu bağlamda Kuzey ve Doğu Suriye’de gerçekleşen statüyü ortadan kaldırmak olduğunu bilmeyen kimsenin olmadığını söyleyen Nuri Mehmud, “Sınırları ekonomiyle genişletme planı tutmayınca, IŞİD örgütünü sahaya sürdü. IŞİD’in başarısız olduğunu görünce son zamanlarda Türk devletinin imkanlarıyla kendisi sahaya indi. Erdoğan, Türkiye’yi bir amaç için kullanıyor. Yani bir araç olarak görüyor. Türkiye’nin iç güvenliği, dış güvenliği Erdoğan için bir araçtır. Erdoğan, ‘Erdoğani Sultanlığı’ kurma peşinde. Ortadoğu’da nüfuzunu arttırıp hegemonyasını geliştirmek adına hareket ediyor.

Erdoğan, işgali gerçekleştirmek için sürekli bir gerekçe arıyor ve bu tür iddialarda bulunuyor. Bu iddialar yeni değil, sürekli dillendiriyor. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ni kendi önünde bir engel olarak görüyor. Özerk Yönetim’e saldırı gerçekleştirmek adına sürekli gerekçeler arıyor. Bu tür saldırıların olduğunu söyleyerek, etrafına topladığı IŞİD artıkları ve diğer çetelerle birlikte Efrîn ve Serêkaniyê’deki gibi bir oldubittiye getirmek istiyor. Erdoğan, özellikle Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimi adına uluslararası alanda yapılan görüşmeleri boşa çıkarmak adına görüşme öncesi veya sonrası bu tür iddialarını sesli bir şekilde dile getiriyor” diye belirtti.

Türkiye içeride büyük bir ekonomik krizle boğuşurken, dışarıda diplomasi alanında yaşadığı prestij kaybından dolayı giderek yalnızlaştığını anlatan Nuri Mehmud, Biden ve Putin’den istediğini de elde edemediğini söyledi. Erdoğan’ın son açıklamalarıyla gerekçeler yaratarak Rojava’ya saldırıları gerçekleştirip bir nebze kendisini rahatlatma planları yaptığına dikkat çeken Nuri Mehmud, “İşgal saldırısını; Türkiye’nin çıkarları, Türk halkının çıkarı ve terörü yok etme amacından ziyade, kedini kurtarma amaçlı yapıyor. Asıl amacı kargaşa ve olağanüstü bir durum yaratarak, oylarını arttırıp iktidarını sürdürmek. Erdoğan’ın bu saldırgan politikası bölge için çok büyük bir tehlikedir. Erdoğan’ın, cihadist, politikası sadece Kuzey ve Doğu Suriye için değil tüm dünya için bir tehdittir” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin IŞİD’e karşı kurulan Uluslararası Koalisyon’un ve NATO’nun bir üyesi olduğuna vurgu yapan Nuri Mehmud, Erdoğan’ın iki kurumun da prensiplerini hiçe saydığını ve belirlenen kriterlere göre hareket etmediğini söyledi. NATO, Uluslararası Koalisyon ile başta YPG ve sonra DSG'yle birlikte IŞİD’e karşı omuz omuza savaş verdiğini dile getiren Nuri Mehmud, şunları söyledi: “Bugün hala DSG ile birlikte mücadele ediyorlar. Türkiye kriterlere uymayarak tam tersi mücadele içerisine girdi. Bunun sebebi de AKP-MHP faşist iktidarını yöneten Erdoğan’dır. Erdoğan’ın yarattığı derin kriz, Rusya, Avrupa, Ortadoğu, hatta Amerika’yı da etkiliyor. Yarattığı tehdit, Rusya ve özellikle Amerika tarafından az da olsa görülmeye başlandı. ABD’nin bundan sonra Erdoğan’ı çok dinlemeyeceğini düşünüyorum. Rusya dahi Erdoğan-Putin ilişkilerine rağmen kendi çıkarlarından vazgeçmeyecektir.”

Rusya için Suriye’nin önemli bir mevzi olduğunu hatırlatan Nuri Mehmud, “Sırf Erdoğan’ın ‘Erdoğani Sultanlığı’ kurması için Suriye ve çıkarlarından vazgeçmeyecektir. Rusya belki geçici bazı anlaşmalar (Efrîn, Serêkaniyê, İdlib, Zebedani, Halep vb.) yapabilir. Sanırım Erdoğan iktidarını sürdürmek için Rusya ile Efrîn, İdlib ve Zebedanivari yeni bir anlaşmaya gitme çabası içerisinde. Ancak bu girişiminde başarılı olacağını tahmin etmiyorum. Çünkü her geçen gün Erdoğan’ın insanlığa karşı işlediği suçlar gün yüzüne çıkıyor ve daha fazla deşifre oluyor” dedi.

Nuri Mehmud, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Türkiye’nin Rojava sınırına yaptığı yığınaklar ilk günden beri var. Hiçbir zaman eksilmedi. Erdoğan’ın zaman zaman dile getirdiği mülteci, terör gibi tehditler Rojava sınırında hiçbir zaman olmadı. Zaman zaman dile getirerek dünyayı ikna edip yeni işgaller gerçekleştirme planı içerisinde. Terörle mücadele ve mültecilere yardım adı altında dünyadan para topluyor ve bu paralarla Suriye’den getirdiği gençleri eğitip donatarak Libya, Azerbaycan gibi yerlerde kendi çıkarları temelinde savaştırıyor. Kendi emelleri için dünyanın farklı bölgelerinde terör oluşturuyor. “Yani Dirbêsiyê ve Amudê’nin sınırına yaptığı yığınaklar yeni değil, hep oradaydılar. Ancak zaman buldukça buradan Rojava’nın stratejik noktalarını işgal edip, var olan statüyü ortada kaldırmak için sürekli tehdit içerisinde. Türkiye’nin bu tehditleri hiçbir zaman durmadı; zaman zaman yüksek sesle, zaman zaman da normal bir şekilde dile getirdi.

Son yüzyılda Kürtlerde bir ulusal uyanışın başladığına dikkati çeken Nuri Mehmud, “Tarihe baktığımızda Kürtlerde bin yıldan beri var olmayan uluslaşma girişimleri var. Özellikle ulusal kurtuluş mücadelesinin başlamasıyla birlikte dört parça Kürdistan’da ulusal bilinçlenme gelişti. Kürt halkı olarak ulusal bir görüş ortaya çıktı-her ne kadar partilerin görüşleri birbirinden farklı, söylemleri keskin olsa da- uluslaşma noktasında bir gelişme yaşandı. Bunu gören Türkiye’nin Rojava ile Güney Kürdistan arasına bir hançer sokarak, birbirinde ayırma gibi bir projesi var. Ancak gerek Güney Kürdistan halkı, gerek Rojava’da yaşayan Kürt halkı bu planın farkında. Buna göre hareket ediyorlar. Kürt halkı bu tür bir girişime izin vermeyecek” diye belirtti.

'YETERİ KADAR DESTEK GÖRMÜYORUZ’

Türkiye’nin bölgede silahlı grupların eylemlerinin planlayıcısı konumunda olduğunu anlatan Nuri Mehmud, şunları söyledi: “Ortadoğu’da, Libya ve Tunus’ta kabul görmeyen çeteler Türkiye tarafından İdlib ve Halep’te toplanarak himaye ediliyor ve bölgedeki insanlara karşı kullanıyor. Erdoğan, Türk devletinin uluslararası alandaki diplomatik ağırlığını kullanarak garantörlük yoluyla kendini göstermeye çalışıyor. Ancak pratikte yaptıklarıyla, eylemleriyle bunun tam tersi insanlığa karşı suç işlemekte ve çetelere stratejistlik yapmaktadır. Erdoğan bundan önce açık bir şekilde Türk ordusunun dışında, Osmanlı’da olduğu gibi Hamidiye Alayları gibi bir ordu kurmak için çalıştıklarını belirtmişti. Öte yanda Uluslararası Koalisyon ve özellikle Amerika ile IŞİD’e karşı yürüttüğümüz savaşta başarı elde edildi, huzurlu bir ortam sağlandı. IŞİD’e karşı hala ortak mücadelemizi sürdürüyoruz. Ancak bu huzurlu ortamı koruma noktasında, Erdoğan’ın tehditleri ve Türk devletinin saldırılarına karşı ortaklarımızdan yeterince destek aldığımızı söyleyemeyiz. Amerika, gerek Türkiye ve gerek Özerk Yönetim’e karşı kendi çıkarları temelinde hareket ediyor. Hem Türk tarafının hem de Özerk Yönetim’in çıkarlarını gözetmeden, ikisi üzerinde oyun oynuyor. İkisini de kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak istiyor. Garantörlük noktasında Amerika ve Rusya’nın tutumu çok yetersizdir. Türkiye’nin Efrîn, Cerablus, Serêkaniyê ve Halep’te yaptıklarını görmek istemiyorlar. Türkiye’nin saldırılarına karşı üstlendikleri garantörlük rolünü yerine getirmiyorlar.”

Türkiye’nin devlet geleneğinden gelen istihbarat deneyiminden faydalanarak Kuzey ve Doğu Suriye’de suikastlar geliştirdiğini dile getiren Nuri Mehmud, “Gelişmiş tekniğin yanı sıra büyük miktarda paralar harcayarak satın aldığı düşkün, zayıf iradeli insanlar bilgileriyle gerçekleştiriyor. Yani birkaç defa arabaya GPS taktırarak, yukarıdan uçaklarla arabayı imha ettirebilir. Ancak devrim de buna karşı tedbirlerini alacaktır. Bizler de bu tekniğe karşı, karşı tekniği geliştirme noktasında bir çaba içerisindeyiz. Türk devleti tarafından bölgemizde yürütülen istihbarat için çok büyük maddi kaynaklar harcanıyor. Türk devleti ekonomik, politik, siyasi, askeri tüm imkanlarını istihbaratın hizmetine sunuyor” şeklinde konuştu.

Nuri Mehmud, devamında şunları söyledi: “Şüphesiz Türk devleti tarafından işgal edilen bölgelerin özgürleştirmesi hedefimizden asla vazgeçmeyeceğiz. İşgal altındaki bölgelerin özgürleştirmesi her zaman önümüzde bir hedef olarak duracaktır. Belki şu anda Özerk Yönetim’in elinde olan imkanlar Efrîn ya da Serêkaniyê’yi Türk devletinin elinden kurtarmak için yeterli değil, ancak Türk devletini işgal bölgelerinde çıkarma projeleri üzerinde ciddi çalışmalarımız var. Elbette zamanı geldiğinde işgal altındaki bölgeleri özgürleştirip oradan sürülen halkımızı tekrar geri getireceğiz. Toprakları üzerinde, özgürce kültürlerini yaşamaları ve yaşamlarını sürdürmeleri için mücadelemiz devam edecek. Ne yazık ki Türkiye orada işgalci olmasına rağmen tüm dünyada garantör bir devlet olarak biliniyor. Türkiye, NATO ve Avrupa Birliği’nin imkanlarını kullanarak kendi emelleri için işgal ettiği topraklarda terör estirmekte

Efrîn halkı, Türkiye’nin bu işgalini asla kabul etmedi. Şehba bölgesinde mücadelesini devam ettirmekte. İşgal altında yaşamaktansa çadırlarda özgürce yaşamayı kendisine bir onur olarak görüyor. Son olarak uluslararası kamuoyuna bir çağrıda bulunmak istiyorum: Türkiye’de yaşayan halklar, AKP-MHP faşist hükümetinden çok ciddi zarar görüyor. Erdoğan, Türkiye için bir tehdit olduğu gibi Ortadoğu ve bölge için de bir tehdit oluşturuyor. Uluslararası kamuoyu bu gerçeği görüp buna göre hareket etmeli bir an önce bu zulmün bitmesi için gerekli tavrı geliştirmeli.”

(nerinaazad1.com)